Bitkilerin Farmasötik Alanda Kullanımı ve Bulundurdukları Farmasötik Bileşenler

Bitkilerin Farmasötik Alanda Kullanımı ve Bulundurdukları Farmasötik Bileşenler

İlaç Nedir, Nelerden Elde Edilir ?

Bir molekülün ilaç olabilmesi için, her şeyden önce belli bir hastalıkta, bir belirtide, tıbbi bir ifadeyle bir indikasyonda yararlı olabileceğini gösteren bir hipotez olması gerekir. Belirtilen yöntemlerden; halk ilaçlarından ve doğal kaynaklardan yararlanma, doğal kaynaklı ilaçların yapılarını değiştirmek veya taklit etmek, vücutta yeni hedef moleküllerin bulunması ve onu aktive veya inhibe eden kimyasal maddelerin tasarlanması, hormonlar ve benzerleri endojen etkin maddelerin taklit edilmesi, başka firmanın ilacının taklit edilmesi, varolan ilaçların yan tesirlerinin incelenmesi, görece gelişigüzel bir yaklaşımla ya da tesadüfen ilaç bulunması, bunlardan herhangi biri yeni ilaç geliştirilmesinde bir çıkış noktası olabilir(1). İlaçlar inorganik maddeler, mikroorganizma ve mantarlar, bitkiler ve hayvanlar gibi doğal kaynaklardan veya sentetik olarak elde edilirler (2).

Bitkilerin Farmasötik Alanda Kullanımı ve Bulundurdukları Farmasötik Bileşenler

Bitkilerin hastalıkların tedavisi veya hastalıklardan korunmak amacıyla kullanılması insanlık tarihiyle beraber başlamaktadır. Bugün yeryüzünde bulunan bitki türü sayısının 250.000-500.000 arasında olduğu kabul edilmekte ve geleneksel tıp alanında yararlanılan tıbbi bitki türünün ise 70.000 kadar olduğu tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 21.000 bitki türü ilaç hazırlamak için uygun bulunmuştur.  “Fito-” terimi bitkiyi simgeleyen bir ön ektir; “terapi” terimi de tedavi demektir. Bu nedenle “Fitoterapi” terimi kısaca “bitkilerle yapılan tedavi” olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde ise Avrupa Birliği üyesi ülkelerde kabul gören ve uygulanan “Çağdaş Fitoterapi” kavramı hayata geçirilmiştir ve kısaca “Hastalıklardan korunmak veya tedaviyi desteklemek amacı ile tıbbi bitkilerden ve onların etkin maddelerini taşıyan kısımlarından (droglardan) veya bir işlem yoluyla elde edilmiş doğal ürünlerden hareketle standardize edilmiş farmasötik formlar (tablet, kapsül, tentür vb.) kullanmak” olarak tanımlanır. Bu nedenle günümüzün fitoterapi uygulamaları aslında bitkiden bitkisel ilaca (fitofarmasötik) geçişi sağlayan uygulamalardır. Bitkisel ürün pazarında yer alan ürünler ise ham droglar, çaylar, farmasötik formülasyonlu ürünler olmak üzere karşımıza üç farklı şekilde çıkarlar(3,4,5).

İnsan sağlığı açısından büyük risk oluşturan pek çok hastalığın  (başta kanser olmak üzere, kalp‐damar hastalıkları, şeker hastalığı gibi) ortaya çıkmasını engelleyen ve  birçok bitki türünde bol miktarda bulunan fenolik bileşikler insan sağlığı üzerindeki etkileri nedeniyle biyolojik aktif maddeler olarak tanımlanmakta ve  pek çok çalışmanında konusu olmaktadır. Bu bileşiklerin metabolik reaksiyonlar sonucu oluşan serbest radikalleri tutma  etkileri sayesinde en önemli özelliklerinden biri antioksidan aktiviteleridir. Sebze  ve meyvelerle alınan antioksidanların vücuda giren zararlı maddelerin etkisine karşı koruyucu bir kalkan 
oluşturması bu durumun en önemli yararlarındandır(6). Antioksidanlar, C vitamini, E vitamini, A  vitamininin öncüsü olan beta karoten, bitki ve  sebzelerin renkli maddelerini oluşturan flavonoidler, fenolik asitler ve selenyum, çinko gibi mikro elementlerdir(7). Bitkilerin ikincil metabolizma ürünleri  olarak tanımlanmakta olan fenolik bileşikler bitkiler aleminde en yaygın  bulunan maddeler grubunu oluşturmaktadır. Günümüzde 8000’den fazla  fenol bileşiği yapısı bilinmektedir(8). Bu bileşiklerin  antioksidan, antimutejenik ve antikarsinojenik  özelliklerinden dolayı insan sağlığına yararlı bileşikler olduğu belirtilmektedir (9). Soğansı bitkilerin de yapılarında bulundurdukları flavonoidlerden sayesinde yüksek antioksidan aktiviteye sahiptirler.

Allium sativum Özellikleri, Kullanımı ve İçerdiği Bileşenler

 Sarımsak (Allium sativum) ve soğan (Allium cepa) her  ikisi de Alliaceae familyasına dahil olan, Allium cinsinden bitkilerdir. Hem besin maddesi hem de ilaç  hammaddesi olarak kullanılan en önemli bitki grubudur. Bu bitki grubu antioksidatif aktivite gibi farklı biyoaktif özelliklere sahip çok sayıda fitokimyasalı içermektedir. Bu sebze grubundaki fitokimyasallar, uçucu ve uçucu olmayan bileşenler olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Uçucu  bileşenler; sülfür grupları, uçucu olmayan bileşenler ise; flavonoidler ve fenollerdir. İçeriklerindeki bu önemli bileşikler sayesinde soğan ve sarımsak türleri kanser,  kalp hastalığı, obezite, diyabet, hipertansiyon ve katarakt gibi bazı hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde kullanılmaktadır. Sarımsak genellikle, kurutulmuş sarımsak, sarımsak tozu, sarımsak suyu, sarımsak püresi ve uçucu sarımsak yağı gibi sarımsaktan doğrudan elde edilen ürünler biçiminde tüketilmektedir. Ayrıca, kapsüllenmiş sarımsak yağı veya suyu, kokusu alınmış sarımsak tozu tabletleri, bekletilmiş sarımsak yağı şeklinde ticari formları da bulunmaktadır(17).

Sarımsak kullanımıyla ilgili en eski kayıtlar M.Ö. 2600–2100 ’lü yıllarda Sümerler tarafından yazılmıştır. Başlangıcı Orta Asya’dır. Hint ve Çin yazıtlarında fazlaca rastlanmaktadır. Mısır piramitlerinin inşasında başlıca besin kaynağı olarak tüketilmiştir. Hatta eski mısır firavunlarından Tutankamen’in mezarının içinde birçok sarımsak dişi bulunmuştur. Ayrıca Yahudiler de sarımsakla yakından ilgilenmişler, kutsal kitaplarında bile göç zamanlarında hastalıklardan korunmak için tükettikleri sarımsaktan bahsedilmektedir. Roman doğa bilimcileri, Historia Naturalis adlı kitaplarında, sarımsağın mide hastalıkları, köpek ve yılan ısırmaları, akrep sokmaları, astım, tümörler ve kasılmalarda nasıl kullanılabileceğini tanımlamışlardır. Afrika’da da amipli dizanteri tedavisinde kullanılmıştır. Sarımsağın antimikrobiyal özelliklerine dair ilk ipuçları ise Fransızlar tarafından 1721’de kanıtlanmıştır(18).

Sarımsak 25-100 cm yükseklikte, yeşilimsi beyaz veya pembe çiçekli, otsu kök, gövde, yaprak, diş ve çiçek kısımlarından meydana gelen bir kültür bitkisidir. Tıbbi önemi büyük olan bu bitki, aynı zamanda keskin kokulu, iştah açıcı özelliği ve yakıcı lezzeti nedeniyle, bir çok yiyecekler içerisinde yer alır ve bunlara çeşni verir. Sarımsağa özel koku ve lezzeti veren taşıdığı kükürtlü uçucu yağdır(10). Sarımsak ve soğanın vitaminler, sülfür içeren 
bileşikler, amino asitler, proteinler, lipidler ve selenyum gibi eser elementler, flavonoidler ve çeşitli  antioksidanlar gibi 200’den fazla bileşeni tespit edilmiştir (11,12.13). Bunların en önemlilerinden bazıları kükürt içeren bileşiklerden (allisin, alliin ve ajoen) oluşan uçucu yağlar ve enzimler (allinaz, peroksidaz ve mirasinaz), karbonhidratlar (sakaroz, glikoz), mineraller, aminoasitler, A, B1, B2, niasin ve C vitaminidir(10,19).

1.Allisin Oluşumu

Sarımsakta bulunan allisin bileşiği, sarımsak dişleri mekanik zarara uğradığında, kesildiğinde (2-propen-1-sülfinotioik asit S-2-propenil ester) (14) (Şekil 1) ortaya çıkmaktadır (15,16). (Şekil 2). Bu bileşik, kükürtlü bir amino asit olan alliin’in alliinaz enzimi ile parçalanması ile oluşmaktadır. Allisin stabil bir madde değildir. 20 °C’de 20 saat bekletildiği zaman diallil disülfit (%66), diallil sülfit (%14) ve diallil trisülfit (%9)’ e dönüşmektedir (20,21,22).

2.Allisin Fonksiyonları

    2.1. Kanser tedavisine etkisi

Alliin’in (L-(+)-S-allilsisteinsülfoksit) tek başına, tümör hücrelerinin büyümesinde sarımsağın gösterdiği antiproliferatif (hücre büyümesini engelleyici) etkiyi göstermemiştir (23). Allisin, suda çözünebilir sarımsak preparatlarının etkisi ile hücre büyümesini engellemede büyük rol oynamaktadır ve bu etki allisin’in hücre içi glutatyon (GSH) seviyesini geçici olarak azaltma yeteneği ile alakalı olduğu söylenmektedir. GSH seviyesinde düşüşü ile allisin’in büyüme engelleyici aktivitesi arasında iyi bir korelasyon vardır(24). Allil sülfür bileşikleri, önemli anti tümörojenik ajanlardır. Sarımsak ile kansere karşı korunmaya, nitrozamin oluşumunun ve biyoaktivasyonunun blokajını da içeren mekanizmalara yol açmaktadır (25) ve bu mekanizmaların da, insanda kanser riskini etkilediği düşünülmektedir. Bu mekanizmaların oluşumu S-allilsistein (SAC) tarafından geciktirilmektedir (26). Sitokrom P4502E1; nitrozamin ve diğer karsinojenlerin metabolizmasından sorumlu bir enzimdir ve aktivitesi diallil sülfit (DAS) gibi, organo-sülfür bileşikleri (27) tarafından düzenlenmektedir (28,29). Sarımsaktaki organo-sülfür bileşikleri karaciğer için kanser ajanı olan aflatoksin B1 (AFB1) gibi non-nitrozaminlerin biyoaktivitesini ve kanserojenik etkisini bloke etmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre farelerde, sarımsağın yağda çözünen sülfür bileşiklerinden farklı olarak suda çözünen SAC (S-allilsistein) bileşiği, küçük olmayan kötü huylu hızlı ilerleyen ve yayılmaya meyilli akciğer kanseri hücrelerinin gelişimini baskıladığı bildirilmiştir (30). 2012 yılında Tayvan’da yapılan bir araştırmaya göre, karaciğer kanserine yakalanma oranının Tayvan’da da çok yüksek olduğu ve kanser kaynaklı ölümlerin de üst sıralarda olduğu söz konusudur. Bu araştırmada Hep G2 hücrelerinin sebep olduğu bu hastalıkta, allisinin Hep G2 hücrelerinin oluşumunu sağlayan PI3K/mTOR, AMPK/TSC2 ve Beclin-1 hücrelerini baskılamada başarılı olduğu böylelikle bu hastalığa karşı potansiyel engelleyici
olduğu ortaya konulmuş (41). 

Sarımsağın organik sülfür bileşiği olan dialliltrisülfit, kanser hücrelerinin gelişimini baskılamada ve artan kanser hücresi döngüsünü bloke etmede etkili olmakla birlikte (31) tiroid kanser hücrelerini de baskıladığı da açıklanmıştır (32). Diğerlerinden farklı sülfit atomları yani yağda çözünen allil trisülfitler, diğer önemli bileşenler dialliltrisülfit ve diallilsülfite kıyasla insanlarda bulunan A375 hücre tümörlerini ve doku hücreleri tümörlerinin gelişimini baskılamada çok daha başarılı olduğu belirtilmiştir (33). Bunun yanı sıra farklı kanser hücrelerinin; akciğer kanseri (34), beyindeki kötü huylu tümörlerde (35), prostat kanseri (36,37), mide kanseri (38), kolon kanseri (39) ve meme kanseri (40) ilerlemesinin durdurulması ve yok edilmesinde tüm bu sülfür bileşenlerinin rollerinin büyük olduğu açıklanmıştır.

Tanaka ve arkadaşlarının ise Japonya’da yaptıkları randomize çalışmada kolonoskopi kullanılarak kolorektal adenom tanısı konan bireylere(51 hasta), verilen yüksek doz (2.4 mL/gün) ve düşük doz (0.16 mL/gün) olgun sarımsak ekstratının etkileri 6-12 ay kullanımlarından sonra karşılaştırılmıştır. Adenomların sayıları ve büyüklükleri alınmadan önce ve alındıktan sonra kolonoskopi kullanılarak ölçülmüştür. 12 ay sonunda düşük doz sarımsak ekstratı alan grubun % 66.7’si yeni adenomalar geliştirdiği, yüksek dozda alan
grubun ise % 47.4 yeni adenom geliştirdiği görülmüştür (42).

2.2.Antimikrobiyal etkisi

Allisin, sarımsağın antimikrobiyal aktivite gösteren önemli bir bileşenidir. Allisin aynı zamanda sistein amino asitini parçalayan proteazı enzimini engelleme yoluyla sıtma hastalığına sebep olan plasmodium parazitlerine karşı da aktiftir. Sarımsağın antimikrobiyal özelliğini ilk olarak 1858 yılında Louis Pasteur tespit etmiştir. Daha sonra yapılan çok sayıda
çalışma ile sarımsağın antifungal, antibakteriyel ve antivirutal etkileri bulunmuştur (43). Sarımsağın antimikrobiyal özellik göstermesini sağlayan,
sarımsağa tipik kokusunu ve tadını veren diallil tiyosülfanat’ tan izole
edilen allisin bileşiğidir. Sarımsaktaki allisin miktarı %0.2-0.4 sınırları
arasındadır. Allisinden başka antimikrobiyel özellik taşıyan bir diğer bileşik de alojen’ dir (allisin stabil madde olmadığı için su buharı distilasyon veya maserasyon sırasında değişik diallil ve dimetil sülfitlerle ajoen bileşiğine dönüşür)(44). Sarımsak dişi bütün haldeyken allisin oluşmamakta, ezildiği zaman allinaz enziminin etkisiyle hızlı bir şekilde oluşmaktadır (45). Yapılan çalışmalarda, sarımsağın bakteriler üzerine etki şekillerinin allisinin –SH grupları ile etkileşimine bağlı olduğu, ayrıca asetil CoA sentetazı inhibe ederek lipit sentezini engellediği ileri sürülmüş (46), mantarlara etki şeklinin ise protein ve nükleik asit sentezinin inhibisyonu ile lipit sentezini engellemesiyle olduğu saptanmıştır (47). Aynı zamanda sarımsağın diğer Allium türlerinden daha etkili olduğu; farklı
Allium türlerinin su, etanol ve eterdeki 1/10′ luk ekstrelerinin 68 mikroorganizma ve 5 referans suş kullanarak antimikrobiyel etkilerinin incelendiği bir çalışmada gösterilmiştir (43).

Tablo 1. Mikroorganizmaların Etkisini Engelleyici Sarımsak Konsantrasyonları (REES ve ark, 1993)


Escherichia coliBacillus anthracisPseudomonas aeruginosa ve Candida albicans üzerindeki etkilerinin araştırıldığı çalışmada, sarımsağın gram pozitif ve gram negatif baterilere karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır (48).
Antimikrobiyel etkisi incelenen bir deneme sonuçlarına göre ortalama ağırlığı 2 g olan bir diş sarımsağın günlük tüketilmesiyle bakterilere karşı bir antibiyotik etki sağlanacak ve insan sağlığı olumlu yönde etkilenecektir (44). Taze sarımsak ve sarımsak ununun antioksidan ve antimikrobiyel etkilerinin olduğu saptanmış ve sarımsağın potansiyel olarak et ürünlerinin korunmasında kullanılması tavsiye edilmiştir (49). Yapılan son çalışmalar modern bir antibiyotik olan chloramphenicol’ a benzer bir aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir (50).
Tüberküloza neden olan Mycobacterium tuberculosis, sarımsakla başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir (50,51).

2.3.Kalp damar hastalığına karşı etkisi 

Sarımsağın kandaki fibrin ve plakçık oluşumunu azaltarak kalp krizi riskini önemli ölçüde düşürdüğü, hatta bu konuda aspirinden daha ileri olduğu ileri sürülmektedir. Bu pıhtılaşmayı önleyici etki sarımsağın ihtiva ettiği bir kükürt bileşiği olan ajoen’in(allisinin diallil ve dimetil sülfitlerle oluşturduğu ajoen bileşiği) etkili olduğu düşünülmekte, ancak bu madde yalnızca oda sıcaklığı ve üstünde aktif olduğundan çiğ ya da kurutularak dondurulmuş sarımsakta bulunmamaktadır. Avrupalılar sarımsağı bir kan sulandırıcı olarak rutin şekilde kullanmakta, ancak hemorajik bir şikayeti olan insanların ise yüksek miktarlarda ajoen ihtiva eden ticari sarımsak ürünlerini kullanmamaları gerektiği bildirilmektedir (52).

 Son Söz

Bitkiler sadece meyve ve sebze veya bahçemizi süsleyen çiçekler veya yabani otlar olarak kalmıyor ve içerdikleri bileşenler sayesinde insan sağlığına destek sağlayacak ürünlerin ilaçların üretilmesinde de veya ek gıda takviyesi olarak da kullanılıyor. Sarımsak ise içerdiği sülfür bileşikleri ve bunların parçalanmasıyla meydana gelen bileşikler sayesinde kansere, kalp rahatsızlıklarına, tansiyona karşı koruyucu etki gösterdiği bilinen önemli bir sebze türüdür. Bu sülfür bileşiklerinin yenilebilir bir otta bulunması sebebiyle kolar bir şekilde elde edilebilir aynı zamanda diğer ilaçların üretimindeki gibi farklı sonradan eklenen kimyasalların etkisi olmadan, tabi ki belirli dozajlarda tüketilebilir. Ancak keskin kokusu ve acılığı sebepleriyle tüm toplumlarda yeterli miktardaki tüketilememektedir. Zengin besin içeriğine ve diğer sebzelerde bulunmayan karakteristik sülfür bileşenlerine sahip olan sarımsağın tüketimini artırmak için çok çeşitli alternatifler gündeme getirilmeli ve bununla birlikte sarımsakta esas olarak sülfür bileşenlerine odaklanılıp, bu bileşenlerin içeriğini etkileyen faktörlerin bilinmesi ve ardından sülfür bileşenlerinin içeriğini artırmaya yönelik hedefler oluşturulması gelecek açısından yararlıdır.

Kaynakça

1. Prof. Dr. S. Oğuz Kayaalp, Klinik farmakolojinin esasları ve temel düzenlemeler, Genişletilmiş 3. baskı, Feryal Matbaacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti, Ankara, 2005, Sayfa:1-16.       2. Prof. Dr. Şükrü Kaymakçalan, Genel farmakoloji, Kısmen değiştirilmiş 2. baskı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Yayınları, Ankara, 1976, Sayfa:12-23.                                                         3. Başer KHC. 2003. Industrial plants as sources of dietary supplements, In: Maffei M (ed). Dietary Supplements of Plant Origin, Taylor and Francis, p. 31-42, London.                           4. Commission E Monographs: The Complete German Commission E Monographs: Therapeutic Guide to Herbal Medicines. 1998. Blumenthal, M, Busse WR (eds), 1st ed., American Botanical Council, Lippincott Williams & Wilkins, Austin TX.                                               5. ESCOP Monographs. 2003. The Scientific Foundation for Herbal Products, 2nd ed., Thieme, New York.                                                                                                                      6. Karaman, Ş. 2008. Türkiyede yetiştirilen bazı elma çeşitlerinin toplam antioksidan 
kapasitelerinin ve antioksidan özellik gösteren başlıca bileşenlerinin karşılaştırılması. İstanbul 
Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 139s, İstanbul.                                      7. Rice‐Evans, C.A., Miller, N.J., Papanga, G., 1997. Antioxidant properties of phenolic compounds, Trends in Plant Science, 2, 152‐159.                                                                        8. Bravo, L., 1998. Polyphenols: chemistry, dietary sources, metabolism, and nutritional 
significance. Nutrition Reviews, 56, 317‐333.                                                                             9. Hertog, M.G.L., Hollman, P.C.H., Putte, B., 1993. Content of potentially anticarcinogenic 
flavonoids of tea infusions, wines and fruit juices. Journal of Agricultural and Food Chemistry, 41, 1242‐1246.                                                                                                          10. Baytop T, 1999. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi. Nobel Tıp Kitabevi, İstanbul, ISBN No: 9754200211.                                                                                                                               11. Rabinowitch, H.D., Brewster, J.L. 1990. Onions  and Allied Crops. I. Botany, Physiology, and Genetics. CRC Press Inc. Boca Raton, FL, USA, 273s.                                                       12. Hollman, P.C., Van Trijp, J.M., Mengelers, M.J., de Vries, J.H., Katan, M.B., 1997. Bioavailability of the dietary antioxidant flavonol quercetin in man. Cancer Lett. 114: 139–40. 13.Ide, N., Matsuura, H., Itakura, Y., 1996. Scavenging Effect of Aged Garlic Extract and its 
Constituents on Active Oxygen Species. Phytotherapy Research, Vol. 10,340‐341.                 14.Tung, Y., Chung, W., 1989. Stability of allicin in garlic juice. Journal of Food Science 54 (4): 977-981.                                                                                                                    15.Okada, Y., Tanaka, K., Fujita, I., Sato, E., Okajima, H., 2015. Antioxidant activity of thiosulfinates derived from garlic. Redox Rep. 10: 96-102.                                                     16.Arnault, I., Christides, J.P., Mandon, N., Haffner, T., Kahane, R., Auger, J., 2003. High- performance ion-pair chromatography method for simultaneous analysis of Alliin, deoxyalliin, allicin and dipeptide precursors in garlic products using multiple mass spectrometry and UV detection. J. Chrom. A. 991: 69-75.                                                           17. Benkeblia N., 2005. Free‐radical scavenging  capacity and antioxidant properties of bsome 
selected onions (Allium cepa L.) and garlic  (Allium sativum L.) extracts. An International Journal, 48, 753‐759.                                                                                                                 18. Haris, J.C., Cottrell, S.L., Plummer, S., Lloyd, D., 2001. Antimicrobial properties of Allium sativum (garlic). Appl. Microbiol. Biotechnol. 57: 282-286.                                        19. Kütevin, Z., Türkeş, T., 1987. Sebzecilik ve Genel Sebze Tarımı Prensipleri ve Pratik Sebzecilik Yöntemleri. İnkilap Kitabevi, Ankara cad: 95, İstanbul.                                                                                                                                     20.Blania, G., Spangerberg, B., Planta Med., 57: 371-375, 1991.                                                      21. Morton, I.D., Macleod, A.J., Food Flavours, Part A, New York, 1982.                                           22. Lawson, L.D., Human Medicinal Agents from Plants, Kinghorn, A.D., Balandrin, M.F. (Eds.), ACS Symposium Series 534, Chapter 21, pp 306-330, Am. Chem. Society, Washington, D.C., 1993.                                                                                                   23.Siegers, C.P., Steffen, B., Robke, A., Pentz, R., 1999. The effects of garlic preparations against human tumor cell proliferation. Phytomedicine 6: 7- 11.                                 24.Hirsch, K., Danilenko, M., Giat, J., Miron, T., Rabinkov, A., Wilchek, M., Mirelman, D., Levy, J., Sharoni, Y., 2000. Effect of purified allicin, the majör ıngredient of freshly crushed garlic, on cancer cell proliferation. Nutrition and Cancer 38 (2): 245-254.                                       25. Atanasova-Goranova, V.K., Dimova, V.K., Pevicharova, G.T.J., 1997. Effect of food products on endogenous generation of N-nitrosamines in rats. Nutr. 78: 335-345.                         26. Dion, M. E., Agler, M., Milner, J. A., 1997. S-Allyl cysteine inhibits nitrosomorpholine formation and bioactivation. Nutr. Cancer 28: 1-6.                                                                                 27. Kwak, M.K., Kim, S.G., Kwak, J.Y., Novak, R.F., Kim, N.D., 1994. Inhibition of cytochrome P4502E1 expression by organosulfur compounds allylsulfide, allylmercaptan and allylmethylsulfide in rats. Biochem. Pharmacol. 531-539.                                                          28. Chen, L., Lee, M., Hong, J.Y., Huang, W., Wang, E., Yang, C.S., 1994. Relationship between cytochrome P450 2E1 and acetone catabolism in rats as studied with diallyl sulfide as an inhibitor. Biochem. Pharmacol. 48: 2199-2205.                                                                29. Haber, D., Siess, M.H., Canivenc-Lavier, M., Lebon, A.M., Suschetet, M.J., 1995. Differential effects of dietary diallyl sulfide and diallyl disulfide on rat intestinal and hepatic drug-metabolizing enzymes. Toxicol. Environ. Health 44(4): 423-434.                                    30. Tang, F.Y., Chiang, E.P., Pai, M.H., 2010. Consumption of S-allylcysteine inhibits the growth of human non-small-cell lung carcinoma in a Mouse xenograft model. J. Agric. Food Chem. 58: 1156- 1164.                                                                                                               31. Sriram, N., Kalayarasan, S., Ashokkumar, P., Sureshkumar, A., Sudhandiran, G., 2008. Diallyl sulfide induces apoptosis in Colo 320 DM human colon cancer cells: involvement of caspase-3, NFkappaB, and ERK-2. Mol. Cell Biochem. 311: 157-165.                                     32. Shin, H.A., Cha, Y.Y., Park, M.S., Kim, J.M., Lim, Y.C., 2010. Diallyl sulfide induces growth inhibition and apoptosis of anaplastic thyroid cancer cells by mitochondrial signaling pathway. Oral Oncol. 46: 15-18.                                                                                               33. Wang, H.C., Yang, J.H., Hsieh, S.C., Sheen, L.Y., 2010. Allyl sulfides inhibit cell growth of skin cancer  cells through induction of DNA damage mediated G2/M arrest and apoptosis. J. Agric. Food Chem.58: 7096-7103.                                                                                        34. Wu, X.J., Hu, Y., Lamy, E., Mersch-Sundermann, V., 2009. Apoptosis induction in human lung adenocarcinoma cells by oilsoluble allyl sulfides: triggers, pathways, and modulators. Environ. Mol. Mutagen. 50: 266-275.                                                                      35. Das, A., Banik, N.L,, Ray, S.K., 2007. Garlic compounds generate reactive oxygen species leading to activation of stres kinases and cysteine proteases for apoptosis in human glioblastoma T98 G and U87MG cells. Cancer 110: 1083-1095.
36. Gunadharini, D.N., Arunkumar, A., Krishnamoorthy, G., Muthuvel, R., Vijayababu, M.R., Kanagaraj, P., 2006. Antiproliferative effect of diallyl disulfide (DADS) on prostate cancer cell line LNCaP. Cell Biochem Funct. 24: 407-412.
37. Arunkumar, A., Vijayababu, M.R., Srinivasan, N., Aruldhas, M.M., Arunakaran, J., 2006. Garlic compound, diallyl disulfide induces cell cycle arrest in prostate cancer cell line PC-3. Mol. Cell Biochem. 288: 107-113.
38. Li, N., Guo, R., Li, W., Shao, J., Li, S., Zhao, K., 2006. A proteomic investigation into a human gastric cancer cell line BGC823 treated with diallyl trisulfide. Carcinogenesis 27: 1222-1231.                                                                                                                                39. Druesne, N., Pagniez, A., Mayeur, C., Thomas, M., Cherbuy, C., Duee, P.H., 2004. Diallyl disulfide (DADS) increases histone acetylation and p21(waf1/cip1) expression in human colon tumor cell lines. Carcinogenesis 25: 1227-1236.
40. Lei, X.Y., Yao, S.Q., Zu, X.Y., Huang, Z.X., Liu, L.J., Zhong, M., 2008. Apoptosis induced by diallyl disulfide in human breast cancer cell line MCF-7. Acta Pharmacol. Sin. 29: 1233-1239. disulfide in human breast cancer cell line MCF-7. Acta Pharmacol. Sin. 29: 1233-1239.                                                                                                                                          41. Chu, Y.L., Ho, C.T., Chung, J.G., Rajasekaran, R., Sheen, L.Y., 2012. Allicin Induces p53-Mediated Autophagy in Hep G2 Human Liver Cancer Cells. J. Agric. Food Chem. 60: 8363-8371.                                                                                                                                    42. Tanaka S, Haruma K, Kunihiro M, et al. (2004).Effects of aged garlic extract (AGE) on colorectal adenomas: A double-blinded study. Hiroshima Journal of Medical Sciences; 53(3–4):39–45.                                                                                                                                    43. Taşkın R, Özgen U, Babacan M, Tuncel, E, Koyuncu M. 1997. Sarımsak ve bazı
Allium türlerinin antimikrobik etkileri üzerine karşılaştırmalı bir çalışma. Ankara Ecz
Fak. Derg, 26(2), 77-82                                                                                                                  44. Artık N, Poyrazoğlu ES. 1994. Kastamonu sarımsağının bileşimi unsurları ve
sarımsak ürünleri üretimi üzerine araştırma. Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi.                 45. Curtis H, Noll U, Störmann J, Slusarenko AJ. 2004. Board-spectrum activity of the
volatile phytoanticipin allicin in extracts of garlic (Allium Sativum L.) against plant
pathogenic bacteria fungi and Oomycetes. Physiological and Molecular Plant
Pathology, 65:79-89.                                                                                                                  46. Focke M, Feld A, Lichtenthaler HK. 1990. Allicin, a naturally occuring antibiotic
from garlic, specifically inhibits acetyl-CoA-synthetase. FEBS Lett, 261:106-108.
47. Adetumbi M, Javor GT, Lau BHS. 1986. Allium sativum (Garlic) inhibits lipid
synthesis byCandida albicans.Antimicrobial Agents and Chemotherapy,30(3):499-501.
48. Hazır S. 2004. The antimicrobial effect of garlic. Hacettepe Journal of Biology and
Chemistry 33:93-100.
49. Sallam KhI, Ishioroshi M, Samejima K. 2004. Antioksidant and antimicrobial
effect of garlic in chicken sausage. Lebensm-Wiss u-Technol, 37:849-855.
50. Anonymous 2001. Alicin is the key component from garlic.
www3.mistral.co.uk/garlic/Allicin.htm. (25.10.2001)
51. Delaha EC, Garagusi VF. 1985. Inhibittion of Mycobacteria by garlic extract
(Allium sativum). Antimicrobial Agents and Chemotherapy, 27(4):485-486.                                    52. www.nutraceutical.com/educate/pdf/garlic.pdf 1995. Nature’s Amazing Nutritional Medicinal Wonder Food Woodland Publishing, Inc., P.O. Box 160, Pleasant Grove, UT 84062.

Yazar:

  • Meryem Sarıkaya

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir